Cuma, Ekim 17, 2008
İstanbul'un Semtleri- Samatya
Bu ön hatırlatmadan sonra gelelim Samatya ismine:
Samatya'nın Bizans zamanındaki ismi Psamathia idi. Psamathia, kum veya kumsal demektir. Sahile yığılan kumlardan dolayı bu ismi almıştı. Hatta Kumkapı da dendiği oluyordu.
İsim zamanla Samatya halini almıştır.
Burası aynı zamanda İstanbul'un kapılarından biriydi.
Şehrin en eski yerleşim yerlerinden biri olarak gezilmeye değer olduğunu düşünüyorum.
Bilhassa fotoğrafçılar iyi bilirler...
Pazartesi, Ağustos 25, 2008
Bir İstanbul Pazar Gezisi
Gün içinde gördüğümüz, yaşadığımız şeyleri ana hatlarıyla paylaşacağım. Bbir kısmını ayrı yazılar halinde ayrıntılamak istiyorum.
Öncelikle Boğaz turuna çıkacaktık, fakat sonra fikrimizi değiştirdik.
Plan yapmak için Yenicami'nin hemen yanındaki Saray Muhallebicisi'ne gittik.
Eminönü'nde hem yiyip içebileceğiniz hem de oturup sohbet e debileceğiniz güzel ve temiz bir mekan burası. Genellikle göz önünde olduğu halde gözden kaçan bir yer olduğunu da eklemeden edemeyeceğim.
Haftaiçleri var mı bilmiyorum ama, haftasonları açık büfesi de var. (fiyatı 9 ytl)
Buranın su muhallebisi meşhurdur, ama biz aşuresini de tavsiye ediyoruz.
Fakat servislerinden pek memnun kalmadık. Bunu çıkmadan belirttik, umarım ki bir faydası olmuştur. :)
Ne zaman Eminönü'nden Beyoğlu'na gidecek olsam, önce Galata köprüsünden yüreyerek geçip, Karaköy tünelden tramvayı kullanmak hoşuma gitmiştir. Adeta bir zaman tünelinden geçiyormuşum havası verir bu bana. Biz de öyle yaptık.
Durağımız Galata Mevlevihanesi idi.
Tarihi yerleri gezmeye sevenlere burayı görmelerini tavsiye ediyorum. Fakat biz o gün gezemedik. Zira tam gittiğimizde Muammer Karaca tiyatrosunda başlamak üzere olan bir Sema gösterisi vardı. İstikametizi o yöne çevirdik. Bunu ayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum.
Gösteriden sonra bir şeyler içmek için Özsüt'e gittik. Bu konuyu özellikle açtım. Belki birileri görür de bilgi verir diye.
Efendim mevzu şu:
Özsüt'ün çok güzel mamülleri bulunmakta. Ancak ne var ki hepimizin bildiği üzere çoğu büyük pastane pastalarına içki katmakta.
Daha önce Fatih Özsüt'teki yetkililere içki kullanıp kullanmadıklarını soruduğumda: "Sadece burada kullanılmıyor." cevabını verdiler. Demek ki diğerlerinde var.
Ancak Sultanahmet Özsüt'te sordum: "Burada da kullanmıyoruz." dediler.
En son bir kaç ay evvel söylediklerine göreyse, Özsüt hiç bir mamülünde içki kullanmama kararı almış. E o zaman önceden hepsinde var mıydı?
Şimdi biz neye inanmalıyız. Bize kim doğrusunu anlatacak.
İçki içenlere ya da orada içki kullanılmasına karşı değiliz. Lakin takdir edilmeli ki içki içmeyen insanlar olarak da bu pastaları yiyemeyiz.
Hasılı her zaman olduğu gibi sıkça gittiğimiz bir yer olmasına rağmen Özsüt'te pasta dışında şeyler yemeyi tercih ettik.
Bilen biri varsa açıklasın.
Ya da burdan Özsüt yetkililerine sesleniyorum: Nedir bu işin aslı?
Devam edelim..
Taksim Meydanı'na geldiğimizde güzel bir sergiyle karşılaştık. Bu sergiyi de bilahare kısa bir yazıyla anlatmak istiyorum.
Sevgili dostlarıma bu güzel gün için teşekkürler ediyorum..
Cumartesi, Mart 03, 2007
İstanbul Semtleri - Sarıyer

Eski asırlarda Sarıyer boş arsalardan ve tepelerden ibâretti. Boğazın Rumeli Feneri burada bulunur ve öteleri Karadeniz sayılırdı. Bugünkü köy, fetihten sonra kurulmaya başlamış ve 17. asırda büyük bir semt halini almıştı. Sarıyer’in sâkinleri bağ ve bahçe işleriyle meşgul olan Anadolu Türkleriyle, balıkçılık, meyhanecilik ve gemicilik yapan Rumlardı.
Sarıyer, sularıyla ve bahçeleriyle meşhurdu. Boğaziçi’nin en kıymetli sularının toplandığı bu mıntakaya bilhassa yazları çok ziyâretçi gelirdi. Bu ziyâretlere işaret eden Evliyâ Çelebi (her sene İstanbul halkı bu şehirde sohbet ederler) demektedir.
Köye Sarıyer ismi bir rivâyete göre orada yatan (Sarıbaba) isimli bir zâta izâfetle, bir tahmine göre de yarlarının kızıl ve sarı renkte görünüşlerinden kinâye olarak verildiği ileri sürülmektedir. Evliyâ Çelebi burada vaktiyle bir altın madeninin bulunduğunu yazmaktadır. Sarıyer’de 19. asır sonlarında faaliyeti durdurulan bir bakır madeni ocağı da mevcuttu.
Haluk Şehsuvaroğlu, Asırlar Boyunca İstanbul
Pazartesi, Şubat 26, 2007
Semt-i Beyoğlu
İlk semtimiz Beyoğlu.

Gelelim "Beyoğlu" ismi nereden gelir? sorusuna.
Bununla alakalı değişik rivayetler vardır. Sırasıyla yazalım:
1- Trabzon-Rum Devleti'ne mensup muhtedi (başka dinden iken Müslüman olan kişi, hidayete ermiş) Prens Aleksios Komninos bu bölgeye yerleştiğinden, yöre zamanla bu ismi almıştır.
2- Kanuni Sultan Süleyman'ın veziriazamı İbrahim Paşa'nın yakınlarından Lovigi Gritti'nin sarayı burada olduğundan. Gritti, Venedik elçisidir ve o dönemde bu elçilere "balyos" ismi verilmekteydi. Kendisine "beyoğlu" diye hitap edildiğinden bu bölge o isimle anıldı.
3- II. Selim devrinin nüfuslu yahudilerinden Frenk Bey Oğlu denilen Don Yasef Nassi'den dolayı.
4- Beyyolu kelimesinin galatlaşmış halidir.