Sayfalar

tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 03, 2011

Kitap Fuarı Yaklaşırken

fuara gideceklere tavsiyelerim şunlardır:
-erken gidin. ama açılış saatinde orada olmayın. çünkü bir sürü öğrenci grupları olacaktır. girişte boşuna beklemeyin.
- kitaplarını sürekli takip ettiğiniz yayınevleri varsa, girişteki haritadan yerlerini tespit edin ve dolaşmaya bu tespitle başlayın. böylece süreden tasarruf edebileceğiniz gibi, aradığınızı da çabuk bulursunuz.
-o kadar çok çocuk zırıltısı duyacaksınız ki yalnızsanız yanınızda bir mp3 çalar vs olsun. hatta yalnız değilseniz de olabilir. çünkü bir süre sonra yanınızdakiyle bile iletişim kuramıyorsunuz.
-indirimlere çok da aldanmayın. internet üzerinden alışveriş yapmak daha hesaplı ve külfetsiz oluyor. fakat elbette yeni yayınları görmek için güzel bir fırsat. olmadı beğendiğiniz kitapları not alıp, internet üzerinden de satın alabilirsiniz.
-vaktiniz kısıtlıysa, bazı merak ettiğiniz stantların broşürlerini alarak yolunuza devam edin.
-eğer çok vakit geçirecekseniz, cebinize bir çikolata filan atın.

Çarşamba, Aralık 16, 2009

Aralıkta İstanbul'da Neler Olacak?

Bazı bir takım toplantıları haber verelim:

17 Aralık Perşembe

Sınavlara Hazırlık Aşamasında ve Kişisel Başarıda Motivasyonun Önemi
Neslihan Erözbek
Düzenleyen: Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi Müdürlüğü
Saat: 14:00
Yer: Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi Konferans Salonu
Adres: Rıhtım c. Rasimpaşa m. Nüzhet Efendi sk. no: 53 Kadıköy

18 Aralık Cuma

Beyazıt Hamamı Onarımı
Veysel Hazar
Düzenleyen: Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü
Saat: 14:00
Yer: Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü Salonu
Adres: Matbaa-i Amire Binaları Topkapı Sarayı 1. Avlu içi Sultanahmet

21 Aralık Pazartesi

Yusuf Has Hacib ve Eseri Kutadgu Bilig
Prof. Dr. Zülal Ölmez
Düzenleyen: Milli Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğü
Saat: 14:30
Yer: Milli Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğü Konferans Salonu
Adres: Macar Kardeşler c. Feyzullah Efendi sk. no: 1 Fatih

Osmanlı'da Mali ve İktisadi Yapı

Prof. Dr. Mehmet Genç
Düzenleyen: Birlik Vakfı
Saat: 19:00
Yer: Birlik Vakfı
Adres: Yeniçeriler c. no: 13 Çemberlitaş

23 Aralık Çarşamba

Marmaray Sirkeci Kazısı Cam Buluntuları
Doç. Dr. Uzlifat Özgümüş
Düzenleyen: İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü
Saat: 16:00.
Yer: Arkeoloji Müzesi Yıldız Salonu
Adres: Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet

2009 Katip Çelebi Yılı Nedeniyle Katip Çelebiyi Anıyoruz
Prof. Dr. Mustafa Kaçar
Düzenleyen: Şemsipaşa İlçe Halk Kütüphanesi Müdürlüğü
Saat: 14:00
Yer: Şemsipaşa Kütüphanesi Toplantı Salonu
Adres: Şemsipaşa c. no: 43 Üsküdar

25 Aralık

Tarih ve Kültürümüzde Kırım
Dr. Aras Neftçi
Düzenleyen: Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğü
Saat: 14:00
Yer: Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Konferans Salonu
Adres: Ayşekadın Hamamı sk. no: 35 Süleymaniye

28 Aralık Pazartesi

Mesnevilerimizin İlki Kutadgu Bilig

Prof. Dr. Mustafa Kaçalin
Düzenleyen: Milli Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğü
Saat: 14:30
Yer: Milli Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğü Konferans Salonu
Adres: Macar Kardeşler c. Feyzullah Efendi sk. no: 1 Fatih

29 Aralık Salı

Şehzade Sancakları ve Şehzadeler

Prof. Dr. Feridun Emecan
Düzenleyen: Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü
Saat: 15:00
Yer: Topkapı Sarayı Konferans Salonu
Adres: Topkapı Sarayı Müzesi Sultanahmet

Perşembe, Aralık 03, 2009

Edebiyat Mevsimi

7-12 Aralık tarihleri arasında Sultanahmet Kızlarağası'nda Edebiyatın Mevsimi yaşanacakmış. Festival, çeşitli etkinlikler, söyleşiler ve ödüllerle edebiyatseverlere mevsim meyveleri sunmakta.

İlgisini çekenler, programları merak edenler şuradan buyursunlar:


Pazar, Kasım 15, 2009

Mantar Severler'e. Sevmeyenler de Bakabilir

Cumartesi günü ülkemizin tek mikoloji uzmanı Jilber Barutçiyan bir toplantı düzenledi. Bu toplantı, iki aşamadan oluşan mantar toplama seminerinin ilkiydi. Teorik bilgiler öğrendik. Kah neşeli, eğlenceli; kah düşündürücüydü.

Toplantıdan birkaç bilgi vermek istiyorum:

Mantarlar ne hayvan ne de bitki grubu arasında yer almakta. Onlar bu canlılar aleminin araf'ındaki sporlar. Dünyada adları sanları bilinen 800 bin mantar bulunmakta ve bu mantarların %80'i 2mm'den küçük ve tek hücreli. 2 mm'in üzerinde olanlardan Türkiye'de yaşayanlar 10-12 bin kadar ve biz bunlardan sadece 200 çeşidini yiyebiliyoruz. 30 tanesinin ise kültürünü yapabiliyoruz.

Türkiye her mevsim mantarın yetiştiği bir ülke.

Bu araf mahluklarının en takdire şayan özellikleri, tabiatı temizleyip yenilemeleri. Üç çeşit mantar var:
1. Parazitler: Tabiattaki çürümeye ve yok olmaya yüz tutmuş bitki ve hayvanlardan beslenerek ürerler.
Bunlardan bir tür var ki ölü böcekler üzerinde büyüyor.
2- Saprofitler: Ölü organizmaları toprağa çeviriyorlar. Bir nevi toprak üreticileri. Yani bunlar olmasa, ormanlar da yok olur.
3- Mikorizler: Ağaçlar ve bitkilelerle alışveriş yaparak yaşıyorlar. Yani bitki ve ağaç olmazsa bunlar, bunlar olmazsa bitki ve ağaçlar olmaz.

Mantar ne kadar besleyicidir?
Sandığımızın aksine mantarlar protein deposu değildirler. %2 oranında protein ihtiva ederler. %90 sudan oluşurlar. Minarel bakımından zengindirler. Fakat et yemeyenler mantar yesin inancı yanlıştır.
Çocukların yemesi tavsiye edilmez. Hele 3 yaş altına asla tavsiye etmedi Jilber Bey. Haftada 1 kg dan fazla da yemeyin diye ekledi.

Aslına bakarsanız, anlattıklarından, mantarı evimize sokmamamız gerektiğini düşündüm. Tabi ki bu mantarın kötü birşey olmasından değil, kötü şartlarda elimize ulaşmasından kaynaklanıyor.
Mesela poşette saklanması kesinlikle yanlış. 48 saat içinde tüketilmeli. Kararmış olanları yenmemeli.

Bir de köy pazarlarında satılanlar var tabi. Bunlardan mesela Fethiye'de çam göbeği, ekşi mehmet, kızıl bebek gibi isimleri olan bir mantar türü var ki içinde füzelerde kullanılan bir kimyasal yer almakta. Birden öldürmüyor. Zaten asıl öldürücü mantarlar hemen öldürmüyor. Önce organlarınızı tahrip ediyor ki mezkur mantar böbrekleri kullanılmaz hale getirmekte. Uzak durun derim.

Daha bir çok şey var. Şimdilik buraya bu kadarını yazıyorum. Cumartesi günü mantar toplamaya gideceğiz. Elimizde sepetler, çakılar.
Bakalım neler olacak.
İlgisini çekenler şuraya bakabilirler:

http://www.agaclar.net/forum/showthread.php?t=18018

Pazartesi, Ekim 05, 2009

Bir Klişenin Tiyatral Hali: Çıkmaz Sokak

05/10/2009

Tiyatro sezonumuzu açtık. İlk oyunumuz, Şehir Tiyatroları için yeniyse de daha evvel pek çok kez gösterilmiş ödüllü bir oyun:
Çıkmaz Sokak
Yazarı, yönetmeni, oyuncuları hakkındaki bilgilere ŞT sitesinden ulaşabilirsiniz.

-dikkat spoiler çıkabilir- (sonunda ben de kullandım bu kelimeyi)

Oynun sahnesi ve kostümler iyiydi. Oyuncuların performansı da gayet yerindeydi.
Fakat asıl sorun oynun kendisindeydi diyebiliriz. Her ne kadar Yunanistan'daki cuntayı anlatsa da genel anlamda bütün dünyada eleştirilen işkence meselesi işlenmiş. Bir olay örgüsü var. Ancak oynun ikinci bölümündeki diyaloglar bir süre sonra kendinin tekrarı olmakla kalmayıp, son derece klişe mesajlar vermeye başlıyor. Tabiri caizse bu bölümü seyretmek yerine, işkence karşıtı bir protesto gösterisini izleseniz daha fazla heyecana kapılırsınız. Bu yeknesaklık içerisinde oldukça ezber dolu ve sıradan cümleler oyna olan dikkati oldukça azaltmakta.
Oyunda Celika, işkencecisine öfkeyle ve hırsla bağırırken, ona değil seyircinin vicdanına hitap edercesine salondakilere doğru sesleniyor. Yani baştan sona mesaj mesaj mesaj...
Tiyatronun mesaj veren bir dili ve görevi de var ve şahsen işkenceye karşı böyle bir tepkiyi manalı buluyorum. Fakat benim eleştirdiğim oynun yeknesaklığı ve mesajların kafamıza boca edilmesi. Amaç, içerde kalan kini, haksızlığa tepkiyi dışarı dökmekse ve yol olarak tiyatro seçilmişse, cümleler de klişeden kurtulmuş olmalıydı. Belki onca konuşmanın arasına bir kaç olay eklenebilirdi. Hoş hareketten yoksun değil. Celika mahkumunu gayet güzel itip kaktı. Orasına burasına vurdu vs. (bu arada Celika'yı canlandıran oyuncu, metro-tramvay-trenlerdeki o hoş sesli bayan. nasıl da tezat)
Elbette bu eserin 1980 yılında yazılmış olması, belki kendi döneminde görevini fazlasıyla yerine getirmesini sağladı. 1986-89 yılları arasında büyük bir ilgiyle izlenmiş olması da bunu desteklemekte.
Türkiye'deki herhangi bir ihtilali yaşamış büyüklerimizin ilgisini çekme ihtimali de yüksek. Ne de olsa bir acının her ne şekilde olursa olsun hatırlanması, insanı heyecanlandırır.
Oynun belli bir sonu yok. Ucu açık bırakılmış. Spanos'un alnına dayanan silah, adeta mağdurun vicdanına dönüştürülmüş ve onu bekleyen son seyirciye bırakılmış:
Ya o tetiği çekip öc alınır ya da aynı işkence ve katlin bir parçası olunmayıp silah aşağı iner.

"İşkenceciler ve mağdurları hakkında bir şey bilmiyorum", hatta "cunta da ne demek kardeşim" diyenlerle; "o günleri biz iyi biliriz, gidelim de bir görelim nasıl yorumlamışlar" cümlelerini aklından geçirenler oynu izlesinler derim. Geri kalanlara da -şimdilik- bu sene de gösterilen Maskeliler oynunu tavsiye ederim.

Perşembe, Ağustos 06, 2009

aaah güzel istanbul

"Elveda Şarkın güzel ve ölümsüz kraliçesi!
Zaman bahtını, güzelliğini bozmadan değiştirsin ve
çocuklarım seni bir gün benim
seni gördüğüm ve terkettiğim aynı
delikanlı heyecanının sarhoşluğu içinde görebilsin"
(Edmondo de Amicis, İstanbul*)


Şehir nesneldir. En basit tanımıyla yaşanılan, hayat sürdürülen yer.
Sokrat, bunu daha da anlamlandırarak, şehirlerin felsefenin yurdu olduğunu söylemiştir. Her ne kadar günümüzde gözardı edilmiş ve homojenliğini kaybetmiş olsa da felsefe ve şehir arasında bir symbiosis yani ortak yaşamın varlığı sözkonusudur. Bu anlamda şehirler, düşüncenin ve büyük kitle hareketlerinin merkezi, beyni konumundadır. Şehrin bu özelliği onu her daim dinamik tutar. Elbette bu, günümüzdeki "yerleşim birimi" tanımındaki şehirden daha ötebir mefhumdur.
Fakat bazı şehirler vardır ki, onlar bu nesnel yapılarından çok daha derin anlamlar kazanarak, kişiliğe bürünmüş ve öznelleşmişlerdir. Onlara artık sadece bir şehir gözüyle bakılmaz. Kimi zaman bir kadına benzetilir, kimi zaman gamsız bir yarene. Eşe, dosta, akrabaya: Hasılı insana. Konuşulur, sitem edilir, bir sevgiliyi özler gibi özlenilir.

İstanbul da bu şehirlerden biri. Efsanesi Hz. Süleyman'a kadar dayanan, adına yüzlerce, binlerce şey yazılmış, çizilmiş, söylenmiş güzellikler diyarı.

"Tarih değişmez, değişen tek şey kıyafetlerdir." diyordu İskender Pala bir konuşmasında. Öznelleşmiş bir şehrin kıyafetleri gibi. Ne kadar değişirse değişsin, dokusu, tavrı değişmeyen; köhneliği ve güzelliği, hatta trafik sorunu, kalabalığıyla, hep o aynı şehirdir İstanbul.

Atıf Yılmaz 1966'da çevirdiği "Ah Güzel İstanbul" filmiyle, yozlaşmayı, değişimi ve bir şehrin bozulduğu halde, nasıl hala umut kapısı olduğunu çok güzel anlatmış.
Sadri Alışık'ın kendine has uslubu, kullandığı yarı beyefendi yarı sokak ağzıyla olaylara bakış açısının yanında, silik silik de olsa İstanbul manzaraları olan filmi izlemenizi tavsiye ederim.
Haşmet... Seyyar Fotoğrafçı.
Filmin bu ilk karelerinde çok hoşuma giden bir de söz eder:

"Bizim memlekette şaşkınlık yaraşır delikanlıya..."






Ve şiir:

SEYYAR FOTOĞRAFÇI

Çek artık Osman Usta çek
Kapağı bir açışta
Şu bütün sabırsızlığımın resmini
Tam işte o dakikadayım
Hani o her şeyden her şeyden
Sıkıldığım dakikada

Başını şöyle tut diyorsun
Elime doğru bak
Hayır ben o yana bakamam
İstemiyorum öyle durmak

Nedir o öyle
Girecekmişim gibi bir işe
Bıktım usandım rötuştan pozdan
Az mı ezildim az mı büzüldüm
O öldüresiye nazlardan
O hep karşılıksız aşklarda

Bu olduğum gibi sade
Görünebildiğim kadar silik
Dakikada çekersin diye resmimi
Osman Usta bunun için seçtim seni

Deniz gibi sokak gibi ev gibi duracağım
Senin karşında istediğim yana bakarak
İşte öyle çek Osman Usta
Hani o bir bakışta
Halime hayran olarak

S. Aldanır

Hamiş:
* Edmondo de Amicis'in seyahatnamenin ötesindeki bu kitabı, kendi asrındaki İstanbul'u çok ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır. Bir Batılının gözüyle şehrin kozmopolit, çok sesli ve çok renkli yapısını keyifle okuyabilirsiniz.
Bu vesileyle TTK'nın Temmuz'a kadar yaptığı %50 kitap indirimini Aralık'a kadar uzattığını belirtmekte fayda görüyorum.
Amicis'in kitabı da TTK yayınlarından çıkmakta. İnternet üzerinden rahatlıkla alabilirsiniz. Çok da ucuz.
Meraklılar için buradan...

Pazar, Temmuz 26, 2009

mihmanhane iktibas salonu

Efendim konağı büyütüyoruz.
Karanlık odadan sonra, okuduğum kitaplardan iktibasların yer aldığı yeni bir odamız daha oldu.
Buradan buyrun:

iktibas

Hayırlı ve dahi uğurlu olsun...

Cuma, Aralık 19, 2008

Taksim Maksemi


Taksim Meydanının İstiklal girişinde hemen sağda eski bir bina vardır. Bilenler bilir, burası, zamanında o bölgeye su dağıtımının sağlandığı Taksim Maksemi'dir.
Üzerinde çok güzel iki tane de kuşevi bulunmaktadır.
Uzun süredir herhangi bir işlevi olmayan maksem Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi'ne dönüştürülmüş.
Belediyenin yaptığı bu yeni hizmetin hemen akabinde Sine-i Millet adı altında Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Seçim'i konu alan bir de sergi düzenleniyor.
20 Aralık-30 Ocak tarihleri arasında görülebilir.
Müzenin ziyaret saatleri de oldukça iyi:
10:00-22:00 saatleri arası.

Pazar, Kasım 09, 2008

bir melek gördüm sanki..

"Fotoğrafçı olunmaz, fotoğrafçı doğulur.." diye bir cümle kurarsak, sanırım teknik anlamda yanlış bir ifade kullanmış oluruz. Nitekim fotoğrafçılık pek çok teknikleri ve disipliniyle belli bir formasyonu muciptir ki "bas çek" yorumunun çokça kurbanı olmuştur.
Fakat sayın sevgili Züleyha Sarı nam-ı diğer Hepatit Ze, mini biyografisinde de bahsi geçtiği üzere (bkz. zuleyhasari.com ), tabir-i caizse fotoğrafçı doğmuş diyebiliriz.
Mum dibine ışık vermezmiş ama, teknolojinin geliştiği bir çağda bunun sorun olmadığının en güzel ispatıdır kendisi.
Genç fotoğrafçının ilk sergisinin çok güzel de bir ismi var:
"iyi bir fotoğraf omzun üstünden meleği göstermelidir.."


7 Kasım'da açılan sergiyi gezdiğimde ben o meleği gördüğümü söyleyebilirim.. Siz de görmek isterseniz İstiklal caddesinde Odakule'nin hemen yanında bulunan BSF AKademi'ye uğrayın.
Sergi 15 Kasım'a kadar devam edecek. Acele etmenizde fayda var derim.
Vesileyle kendisini bir kez daha tebrik ediyorum.
Çok çok daha büyük organizasyonlarda kuru pastalarını yemek dileğiyle..

hamiş: sitesi de pek şık olmuş.. :)

Sergiden kareler:

Perşembe, Ağustos 28, 2008

Altın Eller Geleneksel Türk El Sanatları ve Yerel Tatlar Festivali


Pazar günü gezimizin finali Taksim Meydanı'ydı. Gezi Parkı'nda bir festival olduğunu öğrendik ve gezmeye karar verdik. Kültür Bakanlığı tarafından 6.sı düzenlenen bu etkinlikte bir çok şehrimizin yerel tatları ve el sanatları sergilenmekte ve hatta bizzat orada yapılmaktaydı.
Gözlemeler, börekler, tatlılar, kurutulmuş yiyecekler.
Diğer taraftan baston, tesbih, çeyizlik eşya, tezhip, hat, ebru, minyatür, kaatı, çini, halı, kilim.. Aklınıza gelecek ve gelmeyecek pek çok güzellik.
Ayrıca fotoğraf sanatçısı Erdal Yazıcı'ya ait de bir stand vardı. Burada göremeyenler en azından sitesinden fotoğraflarına bakabilir.
Tarhana almak için uğradığımız stanttaki amcanın sözü çok hoşuma gitti doğrusu:
"Kola içmeyin, tarhana için.."
Oldukça güzel ve iddiasında haklı bir söz. Tarhanayı kışın bolca tüketmek gerekiyor. Açıkçası benim için de üç dört senelik bir keşif.
Orada bize, etkinliğin Ramazan sonuna kadar devam edeceklerini söylediler, fakat sanırım yanlış anlaşılma oldu. Maalesef 20-29 Ağustos tarihleri arasındaymış. Eh ben de biraz geç haber vermiş oldum sanırım. Zira görülmesi, gezilmesi gereken bir festivaldi.
Artık gözümüz açık olur, önümüzdeki seneye ölmez de sağ kalırsak önceden haber veririz.
Festival ayrıntıları için buraya bakabilirsiniz.

Pazartesi, Ağustos 25, 2008

Bir İstanbul Pazar Gezisi

Rize'den gelen sevgili dostum Kaknüs ve İstanbul'un yeni yerlisi Ahfa hanımlar ile oldukça keyifli bir Pazar günü geçirdik. Selime'nin güzel yeğeni Nihan'ı da unutmuyorum elbette. :)
Gün içinde gördüğümüz, yaşadığımız şeyleri ana hatlarıyla paylaşacağım. Bbir kısmını ayrı yazılar halinde ayrıntılamak istiyorum.
Öncelikle Boğaz turuna çıkacaktık, fakat sonra fikrimizi değiştirdik.
Plan yapmak için Yenicami'nin hemen yanındaki Saray Muhallebicisi'ne gittik.
Eminönü'nde hem yiyip içebileceğiniz hem de oturup sohbet e debileceğiniz güzel ve temiz bir mekan burası. Genellikle göz önünde olduğu halde gözden kaçan bir yer olduğunu da eklemeden edemeyeceğim.
Haftaiçleri var mı bilmiyorum ama, haftasonları açık büfesi de var. (fiyatı 9 ytl)
Buranın su muhallebisi meşhurdur, ama biz aşuresini de tavsiye ediyoruz.
Fakat servislerinden pek memnun kalmadık. Bunu çıkmadan belirttik, umarım ki bir faydası olmuştur. :)
Ne zaman Eminönü'nden Beyoğlu'na gidecek olsam, önce Galata köprüsünden yüreyerek geçip, Karaköy tünelden tramvayı kullanmak hoşuma gitmiştir. Adeta bir zaman tünelinden geçiyormuşum havası verir bu bana. Biz de öyle yaptık.
Durağımız Galata Mevlevihanesi idi.
Tarihi yerleri gezmeye sevenlere burayı görmelerini tavsiye ediyorum. Fakat biz o gün gezemedik. Zira tam gittiğimizde Muammer Karaca tiyatrosunda başlamak üzere olan bir Sema gösterisi vardı. İstikametizi o yöne çevirdik. Bunu ayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum.
Gösteriden sonra bir şeyler içmek için Özsüt'e gittik. Bu konuyu özellikle açtım. Belki birileri görür de bilgi verir diye.
Efendim mevzu şu:
Özsüt'ün çok güzel mamülleri bulunmakta. Ancak ne var ki hepimizin bildiği üzere çoğu büyük pastane pastalarına içki katmakta.
Daha önce Fatih Özsüt'teki yetkililere içki kullanıp kullanmadıklarını soruduğumda: "Sadece burada kullanılmıyor." cevabını verdiler. Demek ki diğerlerinde var.
Ancak Sultanahmet Özsüt'te sordum: "Burada da kullanmıyoruz." dediler.
En son bir kaç ay evvel söylediklerine göreyse, Özsüt hiç bir mamülünde içki kullanmama kararı almış. E o zaman önceden hepsinde var mıydı?
Şimdi biz neye inanmalıyız. Bize kim doğrusunu anlatacak.
İçki içenlere ya da orada içki kullanılmasına karşı değiliz. Lakin takdir edilmeli ki içki içmeyen insanlar olarak da bu pastaları yiyemeyiz.
Hasılı her zaman olduğu gibi sıkça gittiğimiz bir yer olmasına rağmen Özsüt'te pasta dışında şeyler yemeyi tercih ettik.
Bilen biri varsa açıklasın.
Ya da burdan Özsüt yetkililerine sesleniyorum: Nedir bu işin aslı?
Devam edelim..
Taksim Meydanı'na geldiğimizde güzel bir sergiyle karşılaştık. Bu sergiyi de bilahare kısa bir yazıyla anlatmak istiyorum.
Sevgili dostlarıma bu güzel gün için teşekkürler ediyorum..

Pazartesi, Mart 10, 2008

Asitanbul



Asitanbul "dünün İstanbul'u ile bugünün İstanbul'u arasında gelip giden ve bu şehrin ruhunu, derdini ve sevincini yaşayan, taşıyan ve önemseyen bir dergi" tanımıyla ilk adımını atmış bulunmakta.
İstanbul Kültür Tarih ve Araştırma Derneği (İSDER) tarafından yayımlanan dergiye uzun soluk ve nice sayılar diliyorum.

Hamiş: Dergide kuşevleri ile alakalı bir yazım yer almakta. (bkz. Zarafet ve Merhamet Abideleri Serçe Saraylar) Bu zevkli mevzuu çeşitli vesilelerle ele almak ve insanları bir nebze olsun bilgilendirmek, unutmuş olanlara yeniden anımsatmaktan ötürü çok mutlu oldum.

Çarşamba, Kasım 07, 2007

Leyla İle Mecnun


Leyla'nın mezarının başında:
"Ey ecel!.. Gel şimdi; dünya, gözüme zindandır. Alem ne hoş idi, sevgili varken; yok madem ki sevgili, yok olsun var olan alem. Ey canım! Hasta bedene veda et. Ey gamım! Susamış ruhuma elveda oku. Ey ölüm! Seni özlüyorum, gel! Vücuduma yokluktan bir haber ver; bir haber ver de öylece yok olayım. Aynamı pastan temizle, O'nu göreyim. Engel ne ise kaldır aradan ki O'na varayım. Allahım! Artık bana cisim ve can gerekmez. Sevgili yokken, cihan gerekmez. Dünya pazarında malım tükendi. Canımı satmaya başka bir pazar ver."
Leyla İle Mecnun, İskender Pala, 93-94 s.
Geçen sene Leyla ile Mecnun'u Muhsin Ertuğrul'da seyretmiştim. Bu sene ikinci kez gittim. Eskimiş sahne dekorunda hala aynı güzellikte sergilenmekteydi oyun. İzleyenler şunu görecekler: Leyla ile Mecnun'u sadece iki kişi canlandırmıyor. Üçleme yapılmış: Oyuncular, dansçılar, şarkıcılar (opera sanatçıları). Böylece aşkın çeşitli halleri, çeşitli hallerle tasvir edilerek çok boyutluluk kazandırılmış. Öyle ki aynı sahnede üç Leyla ve üç Mecnun'u bir arada görüyorsunuz. Gidilesi ve görülesi.. Meraklısına..

İntizarLeyla vü MecnunLeyla'nın Düğünü

Cumartesi, Eylül 29, 2007

Şehir Tiyatroları 3 Ekim'de Sahne açıyor.

Bu sene en ilgi çekici oyunlardan bir tanesi Cumhuriyetin 85. yıldönümü münasebetiyle sahnelenecek olan "Tozlu Çizmeler".
"İsmet Küntay’ın bu tarihsel misyon taşıyan oyunu I.Dünya Savaşı ve İstanbul’un işgalinin Türk insanı üzerindeki etkilerini anlatıyor. Yorgun, yenik ve bekleyiş içindeki Osmanlı subayı Rıfkı, işgalci subaylara ve işbirlikçilere karşı mücadele etmek için arkadaşlarıyla birlikte yola çıkar. Emperyalist güçlerin sindirdiği halk, İstanbul’da üretilen işgalci politikalardan habersiz, Anadolu’da büyümeye başlayan bağımsızlık hareketine destek verecektir."
Leyla ile Mecnun müzikali yeniden sahnelenecek. Gitmenizi tavsiye ederim.
Bunun dışında ilk kez sahnelenecek Yunus Emre'yi konu alan Divane Ağaç; tasavvuf temalı Can Ateşinde Kanatlar dikkatimi çeken oyunlardan.
Bu ve diğer oyunlarla ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Taze Bunlar

Şu sıcak günlerde oruç tutarken insanın aklına soğuk yiyecekler, içecekler gelip duruyor. Canınız meyve çekti, manava gitmeye de üşeniyorsunuz veya "şöyle birisi benim yerime istediğim meyveyi seçip ayağıma kadar getirsin" diyorsanız ve de online iseniz işte size tavsiye:



Sitede hem yerli hem de ithal meyveler bulunuyor. İstediğiniz meyveden arzu ettiğiniz adette sipariş ediyorsunuz. "Armut piş, ağzıma düş" hayali gerçekleşmiş diyebiliriz. Ayrıca meyvelerin faydaları, nasıl tüketilebileceğine dair ufak notlar da var.

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Nev-i Cafe


Fotoğraf gezilerimizin bir tanesinde Eminönü'nden Fener'e doğru giderken yol üzerinde çok güzel bir kafeye rastladık: Nev-i Cafe.
Hem güzel Haliç manzarası hem de hoş iç mekanıyla gidilip görülesi, oturulup birşeyler yiyip-içilesi bir yer.
Kafe ile ilgili ayrıntılar ve fotoğraflarını görmek için burdan buyrun: Nev-i Cafe

Kültür Bakanlığının güzel hizmeti


İstanbul Bahçekapı'da Kültür Bakanlığına ait Dösim Kültür Ürünleri Satış Mağazası açıldı. Bu yeni bir haber değil aslında. Fakat belki bilmeyenler vardır diye belirtmek istiyorum.
Birbirinden güzel elişi eşyaların olduğu mağazaya girdiğinizde eminim hoşunuza gidecek pekçok şey göreceksiniz. Üstelik fiyatları da gayet uygun. Yolu o tarafa düşenlerin mutlaka uğramasını tavsiye ederim.
Ayrıntılı bilgi ve ürün çeşitlerine siteden ulaşabilirsiniz.

Adres:

Bahçekapı El Sanatları Satış Mağazası
Şeyhülislam Hayri Efendi Cad.No:2/1
Bahçekapı-Eminönü İSTANBUL
0212 526 68 13

Cumartesi, Mayıs 05, 2007