*esinti
Belagat-ı Osmaniyye isimli eser Ahmet Cevdet Paşa tarafından yazılmış, kayda değer ilk Türkçe belagat kitabı. O zamana kadar hazırlananlarda Arapça ve Farsça örneklendirmelere çokça yer verilmiş. Kaşgarlı Mahmut gibi Ahmet Cevdet Paşa da bir ispata girmişçesine Türkçemizin belîg bir dil olduğunu ortaya koymuş eserinde. Kendi dönemi içinde birçok tartışmalara yol açmış bu eser. Konuyla ilgili makale ve kitaplar neşredilmiş. Çok fazla ilgi çekmiş olmalı ki Osmanlıca olarak 7 kez yayımlanmış.
Kitapta, "sanayi-i bediiyye" yani "edebi sanatlar" başlığı altında "müşâkele sanatı"ndan bahsedilmekte.
Özetle bu, bir şeyi, sohbetinde bulunduğu bir şeyin ismiyle zikr etmek imiş.
Örnek:
Bir konağa yalınayak gelen fakire "Ne türlü yemek istersin, pişirelim" denilmesi üzerine, "bana bir çift ayakkabı pişiriniz" demesi gibi...
Dilenciye bakınız efenim! İnsanın, "nerede o eski dilenciler!" diyesi geliyor...
hamiş: Kitabın mukayeseli ve transkripsiyonlu tam metni 2000 yılında Akçağ yayınlarından neşredilmişti. Meraklısına...
Osmanlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Eylül 29, 2010
Salı, Ağustos 25, 2009
Osmanlıca Blog Dersleri 4
KÂF (ك) HARFİNİN OSMANLICA'DAKİ FARKLI OKUNUŞLARI
Kâf harfini üç şekilde ele alabiliriz:
1) Kâf-i Arabî: Osmanlıca'da ince k sesi veren ve yazılışı (ك) olan harftir.
Not: Anlaşılması açısından örneklerde harflerin işaretli hallerini kullanacağız.
1) İkinci şahsın iyelik ekiyle, fiillerin ikinci şahıs eklerindeki n sesi kâf-ı nuni ile yazılır:
Pazar, Temmuz 26, 2009
Osmanlıca Blog Dersleri 3
Kalın ve İnce Ünsüzler:
Bugünki 29 harfli Latin alfabemizde, Osmanlıca'da yer alan bazı kalın ve ince ünsüz harfler tek harfle ifade edilmektedir.
Bu harfleri şöyle sıralayabiliriz:
k -> ك (kef)
-> ق (kaf)
g-ğ -> ك (kef)
-> غ (gayın)
s -> ص (sad)
-> س (sin)
-> ث (se)
t -> ت (te)
-> ط (tı)
Bu harfler kalınlık ve inceliklerine göre, kelimeyi kalınlaştırır veya inceltir. Yani bir kelimeyi okumaya başlarken, sadece ilk harfi değil, peşinden gelen harfi de göz önünde bulundurursanız, yanlış okumaların önüne geçmiş olursunuz.
Bir örnek verelim:
AK ve EK kelimelerinin Osmanlıca yazılışlarını gördüğümüzde, ince ve kalın harflere bakarak okumamızı düzgün olarak yapabiliriz.
Şöyle ki:
اق -> AK
اك -> EK
not: Kef harfinden bahsetmişken, bu harfin üç türlü kullanımı olduğunu da eklemek gerekir. Fakat bu konuyu tek başına bir sonraki derste ele almak istiyorum.
Konuyu anlamamız için çeşitli kelimeler yazmakta fayda var:
Kural:
Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri bir tarafa koyarsak, Türkçe kelimelerde ط (tı) ve ص (sad) kalın harfleri yalnızca kelimenin başında yer alır. Kalın ünlülü kelimelerde iç sesi veren T ve S harfleri yazılırken ت (te) ve س (sin) harfleri kullanılır.
Kuralla ilgili örnekleri şöyle sıralayabiliriz:

Yani buradan şu sonucu da çıkarabiliriz: Eğer bir kelimenin baş harfi dışındaki harflerde ص (sad) veya ط (tı) varsa, bu o kelime Türkçe değil, muhtemelen Farsça veya Arapça kökenlidir.
Nazar-ı Dikkat:
Alfabemizdeki bu durum, zaman zaman bazı kelimeleri yanlış telaffuz etmemize sebep olmakta. Hatta bu yüzden galatlaşmış pekçok kelime de vardır. Osmanlıca bilgisi, kelimeleri doğru telaffuz etmemize de yardımcı olur.
Mesela ikâmet (اقامت) kelimesinde her ne kadar şapkalı a kullanıyor olsak da bu a inceltilerek okunmaz. Çünkü a'dan önceki k harfi, parantez içinde de belirtildiği gibi ك (kef) ile değil ق (kaf) ile yazılmaktadır.
Yani aslında "ikaamet" şeklinde yazılması daha doğru olurdu. Fakat bu şekilde kullanılıp kabul görmüştür.
Bu konudaki örnekleri çoğaltmak mümkün. Lakin sözü fazla uzatmaya gerek yok.
Hamiş: Osmanlıca derslerine ilgi gösterip, bunu mail veya yorumla belirten arkadaşlara da teşekkürler. Sayelerinde tembellikten sıyrılabiliyorum.
Bugünki 29 harfli Latin alfabemizde, Osmanlıca'da yer alan bazı kalın ve ince ünsüz harfler tek harfle ifade edilmektedir.
Bu harfleri şöyle sıralayabiliriz:
k -> ك (kef)
-> ق (kaf)
g-ğ -> ك (kef)
-> غ (gayın)
s -> ص (sad)
-> س (sin)
-> ث (se)
t -> ت (te)
-> ط (tı)
Bu harfler kalınlık ve inceliklerine göre, kelimeyi kalınlaştırır veya inceltir. Yani bir kelimeyi okumaya başlarken, sadece ilk harfi değil, peşinden gelen harfi de göz önünde bulundurursanız, yanlış okumaların önüne geçmiş olursunuz.
Bir örnek verelim:
AK ve EK kelimelerinin Osmanlıca yazılışlarını gördüğümüzde, ince ve kalın harflere bakarak okumamızı düzgün olarak yapabiliriz.
Şöyle ki:
اق -> AK
اك -> EK
not: Kef harfinden bahsetmişken, bu harfin üç türlü kullanımı olduğunu da eklemek gerekir. Fakat bu konuyu tek başına bir sonraki derste ele almak istiyorum.
Konuyu anlamamız için çeşitli kelimeler yazmakta fayda var:
Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri bir tarafa koyarsak, Türkçe kelimelerde ط (tı) ve ص (sad) kalın harfleri yalnızca kelimenin başında yer alır. Kalın ünlülü kelimelerde iç sesi veren T ve S harfleri yazılırken ت (te) ve س (sin) harfleri kullanılır.
Kuralla ilgili örnekleri şöyle sıralayabiliriz:
Yani buradan şu sonucu da çıkarabiliriz: Eğer bir kelimenin baş harfi dışındaki harflerde ص (sad) veya ط (tı) varsa, bu o kelime Türkçe değil, muhtemelen Farsça veya Arapça kökenlidir.
Nazar-ı Dikkat:
Alfabemizdeki bu durum, zaman zaman bazı kelimeleri yanlış telaffuz etmemize sebep olmakta. Hatta bu yüzden galatlaşmış pekçok kelime de vardır. Osmanlıca bilgisi, kelimeleri doğru telaffuz etmemize de yardımcı olur.
Mesela ikâmet (اقامت) kelimesinde her ne kadar şapkalı a kullanıyor olsak da bu a inceltilerek okunmaz. Çünkü a'dan önceki k harfi, parantez içinde de belirtildiği gibi ك (kef) ile değil ق (kaf) ile yazılmaktadır.
Yani aslında "ikaamet" şeklinde yazılması daha doğru olurdu. Fakat bu şekilde kullanılıp kabul görmüştür.
Bu konudaki örnekleri çoğaltmak mümkün. Lakin sözü fazla uzatmaya gerek yok.
Hamiş: Osmanlıca derslerine ilgi gösterip, bunu mail veya yorumla belirten arkadaşlara da teşekkürler. Sayelerinde tembellikten sıyrılabiliyorum.
Cumartesi, Eylül 13, 2008
Şem'ine pervâne olur şeş cihât*
aşk odu ile gönlü herc ü merc olan ateş-didelere..

Terci-i Bend
Ey ruh-ı pâkinde iyan nûr-i zât
Sînesi âyîney-i vech-i sıfât
Pertevi hüsnünde nümâyan temâm
Sırr-ı Hudâ mâ hasal-ı kâinat
Sen urıcak vakt-i semâ' içre çerh
Şem'ine pervâne olur şeş cihât
Şevk ile can tazelenir ben desem
Nutk-ı safâ-bahşına rûh'ul-hayât
Pertev-i envârı cemâlin senin
Aşk ile verdi dü cihâna sebat
Doldu tecellî-i Hüdâ'dan sivâ
Şems-i muhabbet edicek iltifât
Yandı o âteşle dil ü canımız
İtti cemâlin velî keşf-i simât
Âh mine'l ışkı ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bi harârâtihî
Görmeği istersen eğer mahşeri
Çerhte seyreyle o meh-peykeri
Aşk ile galtîde olup mihr-veş
Salmada âlemlere nûr u feri
Şeyh Gâlib
Şerh-i Mihman
Ey sevgili. Senin ruhun öylesine temiz ve paktır ki Mevla’nın zat nuru sende aşikar olur ve Ey sevgili, senin sinen öyle parlak bir aynadır ki yaradanın bütün sıfatları oradan görülür.
Güzelliğinin ışığında Hüdâ’nın sırrı, kâinatın bütün hasletleri apaçık mevcuttur.
Sen, ne vakit ki semâya durursun, altı cihet de senin ışığına (mumuna) pervane olur.
O neşe bahşeden sözüne, hayatımın ruhu desem, cânım arzu ile tazelenir.
Güzel yüzünün ışığı, cemalinin nuru, aşk ile iki cihanı sebat etmiştir ve iki cihan varlığını o ışığın aşkıyla devam ettirmektedir.
Muhabbetin güneşi doğunca, Hüdâ’dan gayrı ne var ise, o ışığın iltifatıyla aydınlanır.
O öyle bir güneşti ki ateşiyle cânım yandı, kalbim yandı. Sonra ol sevgiliden gayrı ben kalmayınca, ondaki güzelliğin bütün alametleri aralandı, keşfeyledim ol cemali. Zira cismaniyat yok olunca, kalktı aradaki bütün hal perdeleri.
Ah aşk! Ah aşkın hallerinden. Hararetiyle yaktı kalbimi.
Eğer ki mahşer yerini görmeyi murat edersen, ol ay yüzlünün semaını seyret.
O ki ay gibi dönerek aşkıle, alemlere nurunu ve ışığını salmakta..
(*) altı cihet de senin mumuna pervane olur.

Terci-i Bend
Ey ruh-ı pâkinde iyan nûr-i zât
Sînesi âyîney-i vech-i sıfât
Pertevi hüsnünde nümâyan temâm
Sırr-ı Hudâ mâ hasal-ı kâinat
Sen urıcak vakt-i semâ' içre çerh
Şem'ine pervâne olur şeş cihât
Şevk ile can tazelenir ben desem
Nutk-ı safâ-bahşına rûh'ul-hayât
Pertev-i envârı cemâlin senin
Aşk ile verdi dü cihâna sebat
Doldu tecellî-i Hüdâ'dan sivâ
Şems-i muhabbet edicek iltifât
Yandı o âteşle dil ü canımız
İtti cemâlin velî keşf-i simât
Âh mine'l ışkı ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bi harârâtihî
Görmeği istersen eğer mahşeri
Çerhte seyreyle o meh-peykeri
Aşk ile galtîde olup mihr-veş
Salmada âlemlere nûr u feri
Şeyh Gâlib
Şerh-i Mihman
Ey sevgili. Senin ruhun öylesine temiz ve paktır ki Mevla’nın zat nuru sende aşikar olur ve Ey sevgili, senin sinen öyle parlak bir aynadır ki yaradanın bütün sıfatları oradan görülür.
Güzelliğinin ışığında Hüdâ’nın sırrı, kâinatın bütün hasletleri apaçık mevcuttur.
Sen, ne vakit ki semâya durursun, altı cihet de senin ışığına (mumuna) pervane olur.
O neşe bahşeden sözüne, hayatımın ruhu desem, cânım arzu ile tazelenir.
Güzel yüzünün ışığı, cemalinin nuru, aşk ile iki cihanı sebat etmiştir ve iki cihan varlığını o ışığın aşkıyla devam ettirmektedir.
Muhabbetin güneşi doğunca, Hüdâ’dan gayrı ne var ise, o ışığın iltifatıyla aydınlanır.
O öyle bir güneşti ki ateşiyle cânım yandı, kalbim yandı. Sonra ol sevgiliden gayrı ben kalmayınca, ondaki güzelliğin bütün alametleri aralandı, keşfeyledim ol cemali. Zira cismaniyat yok olunca, kalktı aradaki bütün hal perdeleri.
Ah aşk! Ah aşkın hallerinden. Hararetiyle yaktı kalbimi.
Eğer ki mahşer yerini görmeyi murat edersen, ol ay yüzlünün semaını seyret.
O ki ay gibi dönerek aşkıle, alemlere nurunu ve ışığını salmakta..
(*) altı cihet de senin mumuna pervane olur.
Pazar, Ağustos 26, 2007
Online Osmanlıca Sözlük
Bir Osmanlıca sözlük gördüm internette. Hem Osmanlıca kelimelerin manasını, hem de günümüz Türkçesinde kullandığımız kelimelerin Osmanlıca karşılıklarını bulabileceğiniz bir yer. Pratikliği ile işe yarıyor. Elbette ciddi çalışmalar yapacak olanlara tavsiye edemiyorum. Zira kelimenin Osmanlıca harflerle yazımı olmadığı gibi anlamlardaki kesin güvenirlilik hususunda tam bir fikre sahip değilim.
duhul eyleyeceklerçün:

duhul eyleyeceklerçün:
Salı, Şubat 27, 2007
Osmanlıca Blog Dersleri I
Birkaç arkadaşımın isteği üzerine, Osmanlıca blog derslerine başlamış bulunuyorum. "Herkes Osmanlıca bilmeli" şiarından yola çıkarak ufak adımlar atıyoruz.
Vira Bismillah :)
İlk dersimizde Arap harflerine ek olarak kullanılan, Osmanlıca'ya Farsçadan geçmiş olan harfleri öğreneceğiz.
Bu harfler:
پ - P (üç noktalı be harfi)
چ - Ç (üç noktalı cim harfi)
ﮋ - J (üç noktalı rı harfi)
Bu üç harf Türkçeye girmiş Farsça kelimelerin yazımında kullanıldığı gibi "çalmak, çarpmak, paşa" gibi bazı türkçe kelimelerin yazılışında da kullanılmaktadır. Ama ekseriyetle bu üç harfin olduğu kelimeler ًFarsça kökenlidir. Biz bu bilgiyi edinmekle, pekçak kelimenin menşei hakkında da ipucu yakalamış oluyoruz. Misal:
پايه - Paye , پدر - Peder , پرهيز - Perhiz
چاره - Çare , چشمه - Çeşme , چمن - Çimen
ﮋاله - Jale , ﮋوليده - Jülide
Vira Bismillah :)
İlk dersimizde Arap harflerine ek olarak kullanılan, Osmanlıca'ya Farsçadan geçmiş olan harfleri öğreneceğiz.
Bu harfler:
پ - P (üç noktalı be harfi)
چ - Ç (üç noktalı cim harfi)
ﮋ - J (üç noktalı rı harfi)
Bu üç harf Türkçeye girmiş Farsça kelimelerin yazımında kullanıldığı gibi "çalmak, çarpmak, paşa" gibi bazı türkçe kelimelerin yazılışında da kullanılmaktadır. Ama ekseriyetle bu üç harfin olduğu kelimeler ًFarsça kökenlidir. Biz bu bilgiyi edinmekle, pekçak kelimenin menşei hakkında da ipucu yakalamış oluyoruz. Misal:
پايه - Paye , پدر - Peder , پرهيز - Perhiz
چاره - Çare , چشمه - Çeşme , چمن - Çimen
ﮋاله - Jale , ﮋوليده - Jülide
Salı, Haziran 06, 2006
Bu Lisan-ı Osmanî kelamı, Mihmanenin naçiz meramıdır..
Kütüphanelerimizde yüzlerce Osmanlıca eser kapaklarını açacak meraklıları beklemekte. Fakat ne yazık ki bugün tarih veya edebiyat mezunları bile özel gayretleri olmazsa Osmanlıca okuyamıyorlar.
Diğer taraftan Süleymaniye, Bayezid Devlet veya BOA'da yabancı araştırmacıların nasıl da Osmanlıca okuduklarını hayretle görmekteyiz.
Osmanlıca başka bir dil değil. Arap harflerini ve Türkçeyi bilen herkesin bir iki saat içinde yavaş yavaş dahi olsun okuyacabileceği bir yazı.
Bundan elli-yüz sene öncesiyle aramızda uçurum var. Öyle ki Peyami Safa veya Tanpınar kitapları tavsiye ettiğim kişiler "iyi de onların dili ağır" deyiveriyorlar. Eğer eski eserler okunmuş olsa bu uçurumun üstüne güzel bir köprü kurulacak.
Bugün Osmanlıca rejim için tehdit değil. Liselerde seçmeli ders olarak okutulmalı (gerçi mecburi de olabilir ama :). İnsanlar 100 yıl önce dedelerinin yazdıklarını orjinal haliyle okuyup anlayabilmeli.
Bu blogu okuyanlara tavsiyem, Osmanlıcayı öğrenin. İlla sular seller gibi olması şart değil veya tutup el yazması, eski asırlara ait belgeleri, kitapları okuyacak kadar olması şart değil.
En azından 19., 20. yy.a ait eserleri, matbu kitapları okuyabilmeliyiz diye düşünüyorum. Naçizane..
hamiş: okumak da okumak. amma okumak demişim :)
Diğer taraftan Süleymaniye, Bayezid Devlet veya BOA'da yabancı araştırmacıların nasıl da Osmanlıca okuduklarını hayretle görmekteyiz.
Osmanlıca başka bir dil değil. Arap harflerini ve Türkçeyi bilen herkesin bir iki saat içinde yavaş yavaş dahi olsun okuyacabileceği bir yazı.
Bundan elli-yüz sene öncesiyle aramızda uçurum var. Öyle ki Peyami Safa veya Tanpınar kitapları tavsiye ettiğim kişiler "iyi de onların dili ağır" deyiveriyorlar. Eğer eski eserler okunmuş olsa bu uçurumun üstüne güzel bir köprü kurulacak.
Bugün Osmanlıca rejim için tehdit değil. Liselerde seçmeli ders olarak okutulmalı (gerçi mecburi de olabilir ama :). İnsanlar 100 yıl önce dedelerinin yazdıklarını orjinal haliyle okuyup anlayabilmeli.
Bu blogu okuyanlara tavsiyem, Osmanlıcayı öğrenin. İlla sular seller gibi olması şart değil veya tutup el yazması, eski asırlara ait belgeleri, kitapları okuyacak kadar olması şart değil.
En azından 19., 20. yy.a ait eserleri, matbu kitapları okuyabilmeliyiz diye düşünüyorum. Naçizane..
hamiş: okumak da okumak. amma okumak demişim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)