Sayfalar

Cumartesi, Mart 24, 2007

Kimdir bu herif ?

Günümüzde pekçok kelimenin kullanımı farklılık kazanmış durumda. Mesela daha önce de bahsettiğim gibi "efendi" kelimesi bir zamanlar ulema'ya hitap tarzıyken, şimdilerde kapıcılara, bakkallara seslenirken kullanmaktayız.
Yine benzer bir hitabımız da "herif" kelimesi. Sinirlendiğimizde veya bahsettiğimiz kişiyi küçüksemek maksadlı sarfeder olduğumuz herif'in aslı astarı nedir?
Kelime aslen Arapça olup, telaffuzu "harîf"tir (حريف). Elbette bu şekilde kullanımı zor olduğundan zamanla galatlaşmış ve herif haline dönüşmüş.
Hırfet kelimesinden gelmektedir ki, hırfet, "sanat, iş" demektir.
Lügat-i Naci herif'i şöyle tarif etmekte:
Bir sanatta, bir işte bulunan adamlardan her biri. Bir esnafın efradından her biri, diğerinin herifidir.
Yani kelime hem meslek erbabına, hem de meslekdaşa tekabul etmekte.
Yine aynı lügatte bir de cümle geçmekte:
"Sözde herif olmaz bana eğer olsa âlim."
Bu cümle bize, Ziya Paşa'nın "âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" mısraını anımsatmakta.
Osmanlı sarayında ehl-i hıref isminde bir teşkilat bulunmakta idi. Çeşitli sanat erbabının bölükler halinde bulunduğu bu topluluk, savaşta asker, hazarda (barışta) yevmiyeli birer meslek grubuydu.
İçlerinde nakkaşlar, kuyumcular, mücellitler, katipler, müzehhipler, hattatlar, marangozlar... ve daha pekçok sanat ve zenaat ehli bulunmakta idi.
Ehl-i hiref teşkilatı, sarayın ve saray efradı tarafından yaptırılan her türlü yapının meydana getirilmesinde, tezyini, tadilinde aktif rol oynamaktaydı.
Cami ve sarayların yapımından, tezyinatı, halıların kumaşların dokunması, mücevher imali, kitap hazırlanmasına kadar pekçok sahada vazifeliydiler.
Sadece İstanbul'da değil, İstanbul dışında da çalışmalar yapan bu sanatçılar, aynı zamanda Türk-İslam sanatlarının ekolleriydi. Zaman zaman halk esnafıyla müşterek çalışmalara giren ehl-i hiref, Osmanlı sanatının ihyasında birinci derecede rol oynamışlardır.
İşte bizim "kimdir" dediğimiz herifler, bu heriflerdi.

4 yorum:

sahhaf dedi ki...

Selamunaleyküm hocam
Yine kaleminizi ,ilminizi konuşturmuşsunuz maşaallah.Daim olur inşaallah.Mihmanhanenin mihmandarı olarak zatı alilerinize hep müteşekkiriz bilesiniz.Bu galatlaşma güzel Türkçemizin hep başını ağrıtmakta zaman zaman özden uzaklaştırmakta maalesef.Ayrıca avamda yayılırken yöresel gırtlak yapısı ve şive vurgularıyla özelleşerek seviyesinin düşmesine sebep olmakta .Edebiyatla uğraşanlar azaldıkça ,aslını bilenler bir şekilde susturuldukça dil fukarası olup çıkmaktayız.

Mihman dedi ki...

"Kelamından malum olur kişinin kendi mikdarı" demiş eskilerimiz. Kelimelerimiz, şahsiyetimizi, hayatımızı, inanışlarımızı, alışkanlıklarımızı, ahlakımızı ve daha pekçok şeyi malum eden hazinemiz.
Dil fukaralığı bir toplum için en büyük tehlikelerden biri. Elbette toplumları fertler meydana getirir. Önce kendimizden ve muhitimizden başlamalı..
Eyvallah..

faruk dedi ki...

süper gidiyor sevgili SU. maşallah.

sahhaf dedi ki...

Selamların en güzeli ile katılıyorum aynen.Yalnız etrafımızda cereyan eden bilgi kirliliği başlı başına tehlikeli bir vakıa.Bu kirlilikten,kesif bilgi ve meşgale bombardımanından baki kalan zamanlarda ise geçim gailesi ve diğer zaruri işlerle meşguliyet bizlere çok zaman kaybettiriyor maalesef.Kendimize ve etrafın gelişimine katkıda bulunamıyoruz.Tabii ki boş bırakmamalı en kısa zamanda başlamalıyız.Dil demek zenginliktir.İfade zenginliği kişisel ve toplumsal zenginliğin nüvesidir.Dilin kullanımında fakirleşmesi ilişkilerde yozlaşmayı getiriyor beraberinde.Anlamlandırmalar eksik ve yanlış biçimleniyor.Anlatımın zenginliği değil anlamaya çalışanın farklı anladığı yönlendiriyor ilişkiyi,olayı,durumu.Kısacası dilimizi sevdirmek,geçmişimizi sevdirmeken ,kendimizi bilmekten geçer diyorum.Gayret bizlerden tevfik yaradandan.Hürmetler ,saygılar hocam.